Dünya'nın yapaylığında kayboluyorum.
Hep ama hep; sorguluyorum!
Cevap ve neden bulmaya çalışıyorum, bulduğum da ise; daha çok acıyorum.
Bir gün sevdiğim bir filmi izleyemeyeceğimi, istediğim şarkıları dinleyemeyeceğimi , kitaplarımı okuyamayacağımı, sevdiğim kupa'mla kahve içemeyeceğimi, sevdiğim eşyalarımı kullanamayacağımı, yağmurları izleyemeyeceğimi , ailemi göremeyeceğimi düşünmek beni çok üzüyor ve ürkütüyor.
Ey ölü, az daha yaşatmak isterdim seni, Habersiz bırakıp gittiğin evde.
Giysen hazır duran terliklerini,
Odalarda dolaşsan, öksürsen
Toplasan bu yaz da bahçende ki yemişleri,
Az daha ömür sürsen.
Gözlerimin önünde hep boyun posun,
Nasıl girerdin şu kapıdan, memnun
Şu iskemleye otururdun.
Avuçlarımda, ılık, el sıkışın,
Bana bakışın...
Nasıl uzatırdın bana şu sürahiyi?
Seyrederdik uçan bulutları, geçen gemileri.
Nasıl son defa konuştun, son defa güldün?
Nasıl öldün?..
Nasıl öldü, Yarabbim, nasıl öleceğiz?
Hangi sonsuz geceler, iklimler geçeceğiz,
Bundan sonra da bir gün aynı sofrada
Oturacak mıyız bir daha!..
Ama daha sonra...
Rabbim, nihayet sana itaat edecegiz...
Artik ne kin, ne haset, ne de yaşamak
hirsi,
Belki her sabah vakti, belki gece yarisi,
Artik nefes almayi
birakip gidecegiz...
Ben artik korkmuyorum, herşeyde bir hikmet var
Gecenin sonu seher, kişin sonunda bahar.
Belki de bir bahçeyi müjdeliyor
şu duvar,
Birer agaç altinda sevgilimiz, annemiz.
Gece degmemiş sema,
dalga bilmeyen deniz,
En güzel, en bahtiyar, en aydinlik, en temiz
Ümitler içindeyim, çok sükür ölecegiz...
Mekanı Cennet Olsun...










_03.jpg)



























