23 Ocak 2014 Perşembe

Beyin Kütüphaneme Eklenenler #4

http://distilleryimage3.ak.instagram.com/6ec467ea644011e3aa7612f19fca3f6f_8.jpg



Uzun zaman önce yapmış olduğum kitap alışverişimi, geçte olsa yayınlamak istedim.
Bloglar da ki kitap alımlarını ve yorumlarını çok severek takip ediyorum.
Böylece; beğendiğim ve almak istediğim kitapların listesini oluşturuyorum.
 Yukarı da da görmüş olduğunuz üzere yine çok güzel kitaplara -(bazıları ödünçte olsa)- sahip oldum.
Çoğunu okudum bile :)



"Ve dağlar Yankılandı" Halit Hüseyni'nin son çıkan kitabı.
Herkes gibi bende çok merak ediyor ve okumak istiyordum..İlk kitabı olan "Uçurtma Avcısı" nı okumuş ve çok beğenmiştim.Daha sonra kuzenim'in kitaplığında görüp büyük bir heyecanla aldığım; "Bin Muhteşem Güneş"i okudum.Yine harika bir kurgu...
Halit Hüseyni'yi çok sevdiğimi anlayan kuzenim, son kitabı "Ve dağlar Yankınlandı" yı bana hediye etti.
Tabii ben de ki mutluluğu görmeliydiniz :)
Onu henüz okumadım biraz arası açınca sindire sindire okumak istiyorum :)

***
"Aşk Adında Hayat"ı , "Nabrut  ve Seyhan'ın " kitap  yorumundan sonra almaya karar vermiştim.
Zaten "Arkadya Yayınları" na bayılıyorum,özellikle bu sene ki favori yayın evim oldu kendileri :)
Kitapsihirbazi.com ' da %60 indirim kampanyasında, "6,5 tl" gibi uygun bir fiyata görünce hemen almıştım.
Onunla birlikte , "Franz Kafka"nın merak ettiğim kitabı, "Dönüşüm"ü aldım.
4 tl idi sanırım.Sis yayınevinin...

Kapağı çok hoşuma gittiği için tercih ettim ama, daha sonra keşke "Can Yayınları"nın kini mi alsaydım diye kararsız kaldım.
Birde bir şey sormak istiyorum; ben böyle Türk ve Dünya Klasiklerinde hangi yayın evlerini tercih etmem konusunda kararsız kalıyorum,siz genelde hangi yayın evlerini tercih ediyorsunuz?
        Çeviri önemli çünkü...

                                                                        ***         





 " Notre Dame'ın Kamburu " ve "Yahudi Dükkanı" nı, "Kiler'in"  sarı etiket üzerinden %50 indiriminden almıştım.
Notre Dame, 5 tl' den 2,5 tl'ye , "Yahudi Dükkanı" ise 10 tl , 5 tl'ye düşmüş oldu :)
Maalesef benim gittiğim kiler de fazla seçenek kalmamıştı, ama Yahudi Dükkan'ı merak ettiğim bir kitap olduğu için,böyle uygun bulmuş olup almam beni mutlu etti.




***


"Bin Muhteşem Güneş, Araba Sevdası ve Sergüzeşt'i " de kuzenimin kütüphanesinden okumak için ödünç aldım.
İkisi de merak ettiğim "Türk Klasikleri"ndendi, Sergüzeşti okudum, Samipaşazade Sezai 'nin dilini sevdim.Her ne kadar "Kemalettin Tuğcu" hikayeleri gibi başlayan kitap, sonlara doğru "aşk" romanına dönüşse de, kısa olmasından ve toplumsal  eleştirilerine katılmamdan dolayı bende güzel bir izlenim bıraktı.
Araba Sevdası'nı henüz okuyamadım maalesef ... :(

***


Tabii bu fotoğrafı önceden çektiğim için, daha sonra yine kuzenimden arakladığım kitapların resmi ekli değil :)
Daha sonrasın da "Mart Menekşeleri ve Kürk Mantolu Madonna" yı ödünç aldım.
Mart Menekşeleri, malumunuz pek Sevgili yazarımız "Sarah Jio'nun" eseri, ben yazarın ilk "Yağmur Sonrası " adlı kitabını okumuş ve çok çok beğenmiştim.
http://distilleryimage2.ak.instagram.com/add7ad18722611e398c50ef84884b0d6_8.jpgMart Menekşelerini de çok okumak istiyordum ama diğer kitaplardan bir türlü sıra gelmiyordu.
Kuzenim de görünce hemen aldım ve bir gün gibi kısa sürede bitirdim.
(Buradan yorumuma ulaşabilirsiniz)

Sarah, yine kalemine hayran bıraktı beni :) 
Kuzenim de benden "Yağmur Sonrasını" okumak için almıştı, oda çok beğenmiş :)
En kısa süre de de "Böğürtlen Kışı" nı alıp okumak istiyorum.
D&R ve hepsiburada.com da , "10 tl" ye düşmüş, kaçırmamak lazım :)





Kürk Mantolu Modanna, Sabahattin Ali'nin en bilenen klasiklerinden, daha doğrusu en çok bilinen ve okunan Türk Klasiklerinden.
http://distilleryimage4.ak.instagram.com/363fba5a784f11e38a600ef493c05cd8_8.jpg
Kitaba geçenlerde başlamıştım ama, "YGS "den ötürü ders çalışmak zorunda olduğum için, bir kitap bir ders, kitap bölündü ve hiç içime sinmediğinden yarım bıraktım.
Daha sonra tekrardan okuyacağım inşallah...  


***




Birde geçenlerde bir Facebook , etkinliğinde kazanmış olduğum;

"Güzel Bir Yalan " adlı kitap var.
Kendisi hakkında güzel yorumlar okudum.
Tek olumsuz yorum, kitab'ın ilk sayfalarında ki çeviri hataları, ama daha sonrasında düzeldiğini söylüyorlar.
Umarım ben de sorun etmem :)


Buradan önceki kitap alışverişlerime bakabilirsiniz.

15 Ocak 2014 Çarşamba

The Sound of Music filmi / 60'lar modası / Eleanor Parker Zarafeti...


Geçenlerde izleyip yorumlamış olduğum " The Sound of Music " filmi, sadece senaryo ve oyuncularıyla değil; "kostümleri" ile de beni büyülemişti.
Kostümler, ayrı bir postu hak edecek kadar güzeller ve özellikle " Eleanor Parker" tek kelimeyle muhteşem...
1960 modasıyla günümüz modasının bire bir aynı olması da cabası :)

Film eski olduğu için resim bulmakta zorlandım ama, tam istediğim karelerde olmasalar da beğendiğim kombinler'i buldum :)


"Maria" nın bu kostümüne bayılmıştım; "şapkası, çantası ve gitarıyla" çok şirin görünmüyor mu? 






















Maria ve Kaptan Von Trapp bir birlerine, ilan-ı aşk ettikleri sahne...



Maria 'nın  "manastır" da giymiş olduğu, rahibe kıyafeti...
Sanki bana günümüz gömlek ve panço modellerini anımsattı :)


Klasik Maria, elbise ve şapka kreasyonu :)



***
Ve gelelim benim için film'in moda ikonu olan "Eleanor Parker" ...


Muhteşem "Vals" sahnesiyle beni büyüleyen o davet gecesinde ...


Kaç bedensiniz bayyyann ? :))


Offf...!
Rengine bayıldım.



Bence sırf şu kıyafetin orjinal rengini görmek için bile, film'i izlemelisiniz :)


Gömlekteki fiyonk detayını mı yoksa cekete mi bayılayım bilemedim?  :)

***

Finali Maria'nın hayran olunası gelinliğiyle noktalıyorum :)







9 Ocak 2014 Perşembe

Parfümümün Kokusu; "Dolce Gabbana" ... :))))

http://distilleryimage5.ak.instagram.com/9ce43380779611e3919b0e37ec96a7f5_8.jpg


Geçen ay " MiskinKek'in " , " BellaMola " sponsorluğunda gerçekleştirmiş olduğu parfüm çekilişine katılmıştım.Artık ismimin vermiş olduğu enerjiden mi bilmiyorum(!) ben kazanmışım.
Hediyem sorunsuz ve hızlı bir şekilde elime ulaştı ve ben geldiği günden bu yana bakıp bakıp mutlu oluyorum.
Hem kokusu hemde şişesi beni benden aldı :)
Buradan da öncelikle Pelin Hanım'a daha sonra ise " BellaMola " çok çok teşekkür ediyorum.
Mis kokulu günler... 
  

1 Ocak 2014 Çarşamba

2013'ün güzel vedası; "Mart Menekşeleri" ...


http://distilleryimage7.ak.instagram.com/8dce5546722911e3877612bf52e1e957_8.jpg

2013'ü " Mart Menekşeleri" gibi mükemmel bir kitap ile bitirmek, beni son derece mutlu etti.
Kitabı, bir gün gibi kısa sürede bitirmem de bunu kanıtsar nitelikte...
"Sarah jio" nun kalemiyle " Yağmur Sonrası " ile tanışmıştım.
Mart Menekşeleri gibi, hatta daha fazla sevmiştim.
Sarah Jio'nun, geçmiş ve günümüz tarih kolajman'ını çok başarılı buluyorum,özellikle kitapların da beni kendine çeken etken bu...
 
Kitaba ve konusuna gelirsek;
 


Baş karakterimiz, ünlü bir yazar olan Emily...
 Uzun süredir içine sinen bir hikaye taslağı oluşturamayıp, istediği gibi bir kitap yazamadığı gibi, birde eşi " Joel" tarafından bir kadın uğruna terkedilir.
Hikayede buradan sonra başlıyor zaten, boşanmanın vermiş olduğu stres ve boşluk hissiyatı, Emily yeni ve farklı ortamda yaşama isteğine sürüklüyor.
Ve aklına çocukluğunda yazları geçirdiği, yengesi "Bee" nin "Bainbridge adası" n da ki evi geliyor.
Hikayenin geri kalan kısmı tamamen bu ada da geçiyor.
 
Bu ada ki, Emily'nin anlatımıyla;
 
Akşam hava çökerken bile asla ihtişamını kaybetmeyen, çakıl taşlarıyla kaplı sahili ve dağ yamacına cesaretle tutunan kiremit evleri ile adeta; "günbatımı, şarap veya sıcak çikolatalarını yudumlamak için ateşin etrafına toplanan insanların size de yer açması kadar davetkâr ve cezbedici...
 
Romanların beni kendine çeken (kıskandıran) nedenlerinden biri de bu; her zorluk ve sıkıntı anında baş karakterlerimizin gidebileceği bir ada, şehir ve  dosttu olması :)
Benim niye yok, düşünün ki; Almanya da bile bir tanıdığımız yok :)
Ne bahtsızım ! :)
 
Birde, "Bee" gibi, her sabah kahvaltınızı ve kahvenizi hazırlayan bir yengeniz olsa, çakıl taşlı sahilde ilerlerken çizmelerinizin taşların üzerinde çıkardığı müthiş seslere ve esinti nedeniyle oluşan denizin dalga seslerine kendinizi kaptırsanız.
Güler yüzüyle sizi komşu, "Henry" karşılasa, ne dert kalır ne tasa...
Ama öyle mi yok, Emily, odasının çekmecesinde bulduğu, "1943" yılına ait bir günlük ile kendisini yeni bir macera ve sır kuşağının içersin de bulur.
 
"Evet,bu soğuk Mart gecesinde ne Elliot'u öpmek ne de arkasından gelecek olan olaylar zincirini yaşamak vardı aklımda.
fakat 1943 yılının Mart ayında başlayan bu olaylar zinciri, hayatımı ve çevremde ki  insanların yaşantısını sonsuza dek değiştirecekti.
Benim adım Esther... ve bu benim hikayem."
 
***
 
 
 Bundan sonrasında sizi, Emily ile Esther arasında ki benzer bağlar, ve Esther'ın, Elliot ile çalkaltılı aşk hayatı ve sırları karşılayacak.
Şahsen ben her bir sayfada olayları ve gelişmeleri büyük bir merak ve sabırsızlıkla okudum.

Esther'ın deli gibi sevdiği halde neden Elliot değil de Bobby ile evli olduğunu, bu hikayede, "Bee ve Henry'in" geçmiş sırlarını.
Emily'in annesinin neden "Bee" yengesinden hoşlanmadığını, her ne kadar biraz ergence ve gereksiz bulduğum, Emily'nin; "Greg, Jack ve Joel" arasında aynı hissiyatta geçen duygusal etkilenimlerinin, hikayenin sonunda güzel bir gerekçeye bağlanması ile görmezden geldiğim.
Kitabın sonu biraz daha açıklayıcı bir şekilde sonlandırılabilirdi  ama bu bile kafi idi.

Birde benim kitaplarda sevdiğim şeylerden biri de hikayelerin içinde geçen; şarkı,film,kitap ve mekan önerileri.
Kitabımızın bize sunduğu ve hikayede de bolca karşılaşacağınız; "Margaret Ayer Barnes'ın , Kaybolan Yıllar" adlı kitabı.
Aynı şekilde hikayede bolca bahsedilen, "Body and Soul" şarkısı, benim için kitabı güzel ve anlamlı sonlandırmam da büyük bir etken.

Yazıma da o güzel şarkıyla veda etmek istiyorum, birde kitaptan da çıkardığım bir ders; " bir sıkıntı ve olumsuz görüntü karşısında, muhatap insanı ve insanları dinlemek,çünkü Elliot'un da dediği gibi;
" Hayat, birine seni seviyorum demenin kararsızlığını yaşamak için çok kısadır" ...

En kısa sürede yazarımızın son çıkan kitabı "Böğürtlen Kışı" nı da alıp okumak için sabırsızlanıyorum.
Teşekkürler, "Arkadya" :))
 
 


Hayırlı ve umutlarla dolu bir yıl diliyorum Rabbimden ...
 
 
 
 
 





21 Aralık 2013 Cumartesi

Neşeli Günler Filmi ... ( The Sound of Music) İzlemeden yeni bir yıla girme :)

 
Neşeli Günler 1965 ABD yapımı müzikal filmdir. Özgün adı The Sound of Music dir. 1959 tarihli aynı adlı Broadway müzikalinden uyarlanmıştır. Müzikalde olduğu gibi bu film de Howard Lindsay ve Russel Crouse'un kitabına dayanmaktadır. Filmin senaryosunu Ernest Lehman yazmıştır. Robert Wise filmin hem yapımcılığını hem de yönetmenliğini üstlenmiştir. Önemli rollerinde Julie Andrews, Christopher Plummer, Eleanor Parker, Peggy Wood ve Richard Haydn oynamışlardır. Filmin müzikleri Richard Rodgers ve Oscar Hammerstein II'a aittir.

***
 
Uzun süredir izlemek istediğim ama bir türlü izleyemediğim filmi, sonunda izleyebildim.
İzlemeyi ertelememde ki en büyük sebep; "müzikal" olması idi.
Neden bilmiyorum ama "müzikal" i sevmiyorum.
Komik geliyor bana...!
 
Ama film hakkında o kadar olumlu ve güzel yorumlar alınca,birde ; afişinden ve çekildiği yıldan ötürü, güzel bir senaryo ile karşılaşacağımı bilerek izledim.
Çok da iyi ettim,çünkü tek kelime ile; BA-YIL-DIM :))
Bunda izlediğim yayının "HD" kalitede olması da etkili, çünkü görüntü ve ses çok net.
 
Öncelikle filmin konusu,
 
1930'lu yılların Avusturya'sında Salzburg yakınlarında bir manastırda yaşayan Maria (Julie Andrews)'nın ne kadar gayret gösterse de bir rahibe olmak için gerekli niteliklere sahip olmadığı anlaşılır. Her gün dağlara çıkıp şarkı söylemekten hoşlanan hayat sevinci ile dolu cıvıl cıvıl bir kız olan Maria sürekli olarak sabah dualarını kaçırmakta, manastırdaki işlerini aksatmaktadır. Baş rahibe Abbess (Peggy Wood) yemin edip bir rahibe olmadan önce gerçek dünyayı biraz daha tanıyabilmesi için Maria'yı bir mürebbiye arayan yedi çocuklu Kaptan Von Trapp (Christopher Plummer)'ın malikanesine gönderir. Donanmadan emekli olmuş Kaptan'ın karısı yeni ölmüştür. Soğuk ve mesafeli bir insan olan kaptan çocuklarını askeri bir disiplin içinde büyütmektedir. Babaları ortada olmadığında bütün haşarılıklarını ortaya döken çocuklara mürebbiye dayanmamaktadır. Kısa sürede işi bırakan onlarca mürebbiyenin sonuncusu olan Maria iyimserliği ve müziğin de yardımı ile çocukların kalbini kazanmayı başarır. Arkasından da Kaptan'ın güvenini kazanır. Viyana'da oturan cazibeli bir kadın olan Barones Schraeder (Eleanor Parker)'le bir evliliğe hazırlanan Kaptan'a aşık olan Maria ikisinin arasından çekilmek için manastıra geri döner. Çocuklar ise Barones'in gitmesini, Maria'nın geri gelmesini isterler. Sonunda Maria'yı sevdiğini anlayan Kaptan Von Trapp onunla evlenir ve balayına çıkarlar. Ancak ülke sıcak günler yaşamaktadır. II. Dünya Savaşı arifesinde Avusturya'yı ilhak (Anschluss) eden Almanya rejimini bu ülkeye tüm kurumları ile yerleştirmeye başlamıştır bile. Nazizm karşıtı tutumunu çoktan belli etmiş olan Von Trapp ailesi artık emniyette değildir. Alman donanmasında aktif göreve de çağrılınca Kaptan ailesini Avusturya'dan çıkarmak için harekete geçer.
 
***
 

* Film;  Von Trapp ailesinin gerçek hayat hikâyelerine dayanmaktadır. Aileden Maria von Trapp'in kaleme aldığı otobiyografik kitap "The Story of the Trapp Family Singers" önce müzikale daha sonra ise filme uyarlanmış.
* 1965 yılında, Salzburg ve Almanya da çekilmiş olup, "Amerika" da gösterime girmiş.
 
 
***
Film daha ilk başta "Salzburg"un o eşsiz güzellikteki dağları ve manzarası ile zaten sizi filme bağlıyor.
Kendinizi "maria" ile şarkıya eşlik ederken buluyorsunuz, onunla beraber koşuyorsunuz , bu belki benim o anki ruh halimle alakalı idi ama, kendimi bir an orada hissettim ya da orada olmak istedim bilemiyorum :)
Oyuncular , kostümler ve mekanlar muhteşem.
Birde o zaman ki (1965) insanların ayrı bir güzelliği ve havası varmış, kıyafetleri ise söylememe gerek yok sanırım.
Film de kuşkusuz güzelliğiyle ve kıyafetleriyle sizi kendine hayran bırakacak bir "Eleanor Parker" ile karşılaşacaksınız.
Aslında ben filmi biraz buruk izledim,çünkü o güzellikte ki insanın ölmüş olduğunu bilmek ve yılların insan üstünde ki değişimlerini bizzat görmek bana elzem verdi.
Varsın ve yoksun...tuhaf !
 
Neyse...
 
Kilise sahnesine ve rahibelerin "maria" ile ilgili diyaloglarına bayıldım.
 
Birde bizde de çok kullanılan bir sözü biraz farklı telaffuzda söylemeleri ilginçti.
( Allah bir kapıyı kapatır,bin kapı açar ) 
 
Kaptan Von Trapp, karakterinin karizması ve çocuk disiplini konusunda ki uygulamaları çok komikti :)
 
Çocukların kendilerine münhasır hal ve tavırları çok hoştu.
Özellikle en küçükleri olan ve beni sıkça güldüren "Gretl " karakteri :)
 
Film de kostümlerden sonra en dikkat çekici ve hayranlık duyulan yer  evdi, pardon villa ya da köşk mü demeliyim :)
 
Bu malikane, gerçekte aktris Hedy Lamarr'a aitmiş.
 
Günümüzde ziyarete açık bir yer sanırım.
 
 
Çok beğendiğim film ve dizilerden çok bahsetmeyi sevmiyorum, bu yüzden kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum.
 
Kostümler için ayrı bir post hazırlayacağım.
 
İyi seyirler ...
 
 

11 Aralık 2013 Çarşamba

Michelle Obama o samimiyetin hesabını sordu :))

 
Bugün beni güldüren tek haber bu sanırım, ne diyeyim; "Kadın her zaman kadındır" ...!
 
Michelle Obama o samimiyetin hesabını sordu
 
Dün Güney Afrika'nın efsane lideri Mandela'yı anmak için düzenlenen cenaze töreninde Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt ile Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama'nın samimiyeti dikkat çekmişti. Basına yansıyan fotoğraflarda yüzü asık gözüken First Lady Michelle Obama'nın tepkisi de bu samimi kareler kadar konuşuldu.
 

PROTOKOLDE ELİNİ ÖPTÜRDÜ

Dün paylaşılan karelerde Obama ile Thorning-Schmidt'in samimiyetinden rahatsız olan First Lady'nin, ikilinin arasına oturarak tepkisini belli ettiği görülmüştü. Ancak First Lady'nin bununla kalmadığı ortaya çıktı. Ortaya çıkan yeni fotoğrafta First Lady, ABD Başkanı Obama'dan intikamını elini öptürerek alıyor.

SOSYAL MEDYADA ÇOK KONUŞULDU

Mandela'nın cenazesinin önüne geçen bu kareler dün sosyal medyanın en çok konuşulan konuları arasına girdi. İşte o sosyal medya geyiklerinden bazıları;
 
 
 
 
 
Birde siyah tenli bir insan, neden "siyah takım" giyer ki :)
 
                                                                                                                                          Kaynak
 

25 Kasım 2013 Pazartesi

I Need Romance (1) Sex and The City Tadında :)



 
 
Baya uzun bir aradan sonra, nihayet içime sinen ve sonuna kadar büyük bir zevkle izlediğim bir dizi ile karşınızdayım.
Aşırı dizi yüklemesinden midir nedir?
Uzun zamandır , doğru dürüst dizi izleyemiyordum, izlemeye başladıklarımdan da kısa sürede sıkılıyor ve hep yarıda bırakıyordum.
Ama nihayetinde, sonuna kadar beni çeken ve eğlendiren bir dizi buldum ve izledim.
 
I Need Romance (1)
 
***
 Diziye; hakkın da hiç bir ön araştırma yapmadan, tamamen rastlantı sonucu başladım.
Konusu ve oyuncuları hakkında hiç bir bilgim yoktu.
Beni neyin beklediğini bilmeden heyecanla izledim,güzel de oldu :)
 
***
  
Daha diziye başladığım anda ilk olarak beni şaşırtan müziği ve cüretkâr sahneleri oldu.
Kore dizilerinde cüretkâr (aşırı değil) sahnelere pek alışkın değiliz malum.
 
                                                                                                   




Müzik olarak pek "Kore şarkısına" rastlamadım ya da benim dikkatimden kaçtı, bilmiyorum.
Ama dizi de çokça;  
Pink Martini' parçalarına yer verilmişti ve ben buna bayıldım.
Örnek vermek gerekirse; " Amado mio   " ...
 
 
 
 
 

***

Az çok dizinin konusundan ve beni çeken yönlerinden bahsetmek gerekirse;
 
*Öncelikle; tek çift ya da tek bir kız ve erkek etrafında dönen, o bayık aşk sahneleri yoktu.
Ben daha çok, çok çiftli ve çok konulu dizileri izlemekten hoşlanıyorum.
Çünkü; genelde bütün karakterlerin "bir kızın" ya da " bir erkeğin" peşinde,
hiçte gerçekçi olmayan bir şekilde koşturması bana hiç inandırıcı ve eğlenceli gelmiyor.
 
     *Dizi hafiften batı tarzı, örnek vermek gerekirse; 
  "Sex and The City" benzeri bir yapıma benziyordu.
Hani şu 30'lu yaşlarda ki bayanların; iş, aşk ve evlilik hakkında kafa yordukları cinsten.
        Ama onlardan daha eğlenceli ve ince ayrıntılarla işlenmiş biri dizi.

  
 
Karakterlere gelirsek;
 
Öncelikle, " choi yeo jin " haricinde oyunculara hiçbir aşinalığım yoktu, ama hepsini çok sevdim.
 
 
 
*Sun Woo In Young *
(Jo Yeo Jung)
 
Dizimin ana karakteri olur kendisi ve benim açımdan diziyi bana sevdiren karakter :)
Öncelikle o şirin, çatlak ve bodur haline bayıldım :)
Yaptığı hareketler ve diyaloglarla beni gülmekten bitap bıraktı.
Kendisi , 10 yıllık aşkı "Kim Sung Soo " ile yaşamakta olup, bir otel de konsiyerj'lik yapmaktadır.
 


 
Her kız karakter de olduğu gibi kendi hayal dünyasında ve o doğrultuda yaşamakta ısrarlı bir kızımız,
örnek vermek gerekirse;
 
Sırf hayalinde ki, "ilk öpüşme" sahnesi için verdiği mücadele beni baya güldürmüştü :)

 
 


 
  
 
 Kim Sung Soo
(Kim Jung Hoon)

In Young' ın 10 yıllık aşkı olup, dizimin esas erkek karakteri olur.
Kendisi film yönetmenliği yapar ve 10 yıllık bir ilişkinin vermiş olduğu rutinlikten dert yanar.
Ve tabii İn young'ın bütün şebekliklerine katlanır :)


 

Park Seo Yeon
 (Choi Yeo Jin) 

İlk gördüğümde; -"ben bu kızı nereden hatırlıyorum?" diye çok düşünmüştüm.
Sonradan anımsadım ki "I am sorry, I love you"
dizisinde, So ji sub'un eski sevgilisi rolündeydi.
Orada ne kadar nefret ettiysem, bu dizi de de o kadar sevdim :)
Kendisi bir mağaza sahibi ve ayrıca model ...
Kendisi tam bir erkek avcısı olup, kızlarımıza da ilişkilerinde bolca nasihatler veriyor.
Karakterinde sadakat yok :)






Kang Hyun Joo
(Choi Sung Hyun)

Kendisi düğün günü terkedilmiş kutsal bakiremiz.
Hayat ilişkilerini; kitap ve dergiler deki yazılarla sürdürmeye çalışan bir karakter olup, kendisi bir boşanma avukatıdır.








Bae Sung Hyun
 (Choi Jin Hyuk)
 
Kendisi, İn young'ın kalbinin ikinci sahibi oluyor.
Diğer dizilere özgü olarak öyle İn young'ın peşinde bayık bayık koşmuyor, gayet kendine münhasır bir karakter :)







Anladığınız üzere, ben diziyi çok sevdim.
Hatta bu gazla gittim, 2.versiyonunu izledim,ama gel gör ki aynı haz yok.

Aslında daha uzun anlatmak isterdim ama, bizzat kendiniz izleyin ve görün istedim :)

Bakalım sizlerde beğenecek misiniz?