4 Mart 2012 Pazar

Arnavut Kaldırımı ...!

Bugün bizim evde altın günü tadında bir ortam vardı.Eskiden yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen,her ortama birlikte gidilen,yaz günlerinde sabahtan akşama kadar bahçelerde beraber oturulan,gece yürüyüşleri yapılan,her hafta birininin evinde toplanılan "komşularımız " bize geldiler.Yine eskisi gibi bigün önceden hazırlıklar başladı evde, bissürü yemekler yapıldı,açması,tatlısı,salatası herşey mükemmeldi.Ev bile ayrı güzel kokuyodu o gün... Daha sonra komşularımız tek tek gelmeye başladı,tabi evde kahkahalar uçuşmayada...
Aslında hepsi yaş olarak benden epeyce büyük oldukları hâlde ben bile o kadar çok eğlendimki.Çünkü;onlar bana çocukluğumu hatırlattı,bahçelerinde oynadığımız günleri,beraber gittiğimiz piknikleri,yaz akşamları çıktığımız gece yürüyüşlerini,en önemlisi "Demet Sağıroğlunun-Arnavut Kaldırımı" adlı şarkısını o benim çocukluğumun şarkısı(90'lar) ,arkadaşlarla bağıra bağıra sölerdik,en çokta klibi hoşuma giderdi ,o şapkalı çocuğu hala hatırlıyorum,demet sağıroğlunun sevgilisini askere yollayışını ,mahalle dansını :)) hepsini  ama ;daha sonra klipte çocuğunda yediği elma şekeri misali,o güzellikler ,o hatıralar yediğin kıpkırmızı elma şekerinden sonra içinden çıkan yeşil ekşi elma misali onların eskide mazide kaldığını hatırlamak odenli tatsız ve hayal kırıklığı geliyo...


  Komşu teyzeler eskilerden sohbet ettikçe,eskiye özlem o denli arttı,düşündümde artık eskisi gibi bir araya gelinmiyo,kimimiz okuldan,kimimiz işten derken eskisi gibi samimi komşu ortamları oluşmuyo artık...Bahçelerde oturulmuyo ,birbirine ziyarete gidilmiyo,yazın toplaşılmıyo, piknikler desen hayal ,onuda geçtim bir selama hasretiz.Neden böle oldu diye düşünüyorum  ama sonuç kocaman bir boşluk...........!
Artık insanlar birbirlerine gitmek yerine "AVM"lere gidiyolar,bahçelerde hoş sohbetler yerine "msn'di , face'di " oralarda konuşuyolar.Yazın desen herkes yazlığına çekiliyo,bugün nedense o kadar geçmişe özlem duydumki ; yaş ilerledikçe(20) hayattan beklentide azalıyo ,küçükken kurduğun hayaller artık seni avutmuyo,artık insanlarla ilişkiler çıkar haline bürünüyo, en önemlisi sorumluluklar artıyo...
   Demek istiyeceğim zamanın kıymeti ancak çocukken biliniyo ,bana ise sahte arnavut kaldırımlı sokaklarda yürümek kalıyo ....Sağlıcakla efendimmm ...:)
                                                                                        ***Zıpçıktı***



Eee o kadar bahsettik,dinlemeden olmaz :))



 
    
  


                                              
                                                                                    

1 Mart 2012 Perşembe

Haydi GOL GOL GOL!

       Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba bebekler :). Yazamıyorum bu ara okulun yoğunluğu dolayısıyla, kusura bakmayınız diyerek yazıma başlıyorum. 






       Hatırlarsanız size kahve falı baktırdığımı söylemiştim. Şimdi hepiniz merakla "fal çıktı mı?" diye sormadan söylüyorum; HAYIR! Daha doğrusu bir kısmı çıktı ama  falın özellikle beklediğim kısmından hala tık yok hacılar. Ciddi ciddi sinir bozucu bir durum. Aslında beklediğim şey birinden bir arama. Gel gör ki aramasını beklediğim vatandaş benden ziyade herkesi aradı herhalde :S. Neyse ya bırakalım bu konuyu, sadece çıkmadığını söylemek istedim :D.






        Gelelim esas meselemize. Sizce de kadınlar fazla kaprisli değil mi beylere karşı? Şimdi millet diyecek "bu kız kesin kadın düşmanı". Hayır efendim değilim, sadece gerçekçiyim. Bunun en güzel örneği futboldur sanırım. Adam evde ağız tadıyla bir maç seyretmek ister ama olur mu?






       Bizim sosyetik hatunlar (sosyetik olmayanlar da dahil) akşamı adamların burnundan getirirler. 
Bu durum son derece sakıncalıdır sevgili hemcinsciklerim. Bu size sevgilinizi kaybetmenize mal olabilir. Çünkü erkekler sizin gibi "22 tane adam kan ter içinde bir topun peşinden koşuyor, ben de bunların anasına avradına küfür edip kendimi yormayayım" demez. Objektif olarak baktığımda bayanların tam da yaptığı şey erkeklerin en sevdiği oyuncağını elinden almak. Erkekler bu konuda "hiç bir ilgi alanıma saygı duymuyor, huzur veren başka birini bulmalı mıyım? Evet evet bulmalıyım!" der. 


           Böyle durumlarda cadalozluğu bir kenara bırakın, oturun manitanızın yanına onun takımına destek olun. İki kat gözüne girersiniz valla, garantisini veriyorum :). Ama diyorsanız ki ben rakip takımın taraftarıyım, rekabet ortamı yaratmaktan çekinmeyin. Tabi sevgilinizin takımına ana avrat sövmeyin, hafif mızmızlık yapabilirsiniz ya da taşkınlık. Niye mi bunu yapıyorsunuz? Çünkü devre arasında ve maç bitiminde sonuç ne olursa olsun aranızda super bir çekim olacak. Rekabet ortamı hormonlarınızı harekete geçirir ve sevgilinizle romantik anlar yaşarsınız. Kötü mü oldu? Hayır. Aksine sevgiliniz size daha da bağlandı.



        Bunu sadece futbol için söylemiyorum tabi. Onun yapmaktan keyif aldığı şeylere kendinizi dahil edin ve paylaşım alanlarınızı artırın. Eminim o da aynı şeyi sizin için yapacaktır.


       Benden söylemesi şekerler:). En romantik ortamlar sizin olsun. Parfüm sıkmayı unutmayın sakın ;). 

Aristokrat 


29 Şubat 2012 Çarşamba

Mimlendimmm :)))


Bir blog sahibinin "blogger" olduğunu anlaması için mutluka "mim"lenmesi lazım.Sağolsun Missbone beni mimlemiş.Kesin bu kız "Terazi" burcu pek sevdim ben :)) Neyse uzatmadan geçelim sorulara ;)

1-Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve soundtrackinde hangi şarkılar yer alırdı? 
Sanırım kişiliğiminde etkisiyle hayata sanal bakamıyorum herşeyde somutluk nebiliyim realite arıyorum.Bu yüzden; insanların bencilliğini,hayatın adaletsizliğini,ailevi ve güncel problemleri hep kendime yontuyorum ve mutsuz oluyorum.(şimdi çok depresiz görünmüş olabilirim ama yanımda herkesin yüzü hep güler kendi içimde melankolilik var :))
Yani kısa kesersek filmin adı "+Mazoşist" olurdu.Soundtrackinde de ; Paramore-Decode ,Enya -only time ve mutlu olduğum repliklerde de "Ata demirer-Fasulya " olurdu :))) (nasıl bi ruh haline sahip olduğumu anlamışsınızdır )

2-Bir şeyleri değiştirme gücünüz olsa, neyi ya da neleri değiştirirdiniz?
Allahhhhhhh derim öncelikle :)) Valla önce kendimi şöle umursamaz bi kız yapardım o kesin, sonracığımı "selin boronkay " olmak isterdim kadın bütün best modellerle iç içe lan :)) Bide kilolarımdan kurtulup
"nicole scherzinger" gibi bi kadın olmak isterdim bu kendim için yapacaklarım ve hayatta yapmak istediğim en büyük şey "Beyaz Saray"ı cami yapıp , özgürlük heykelilin üstünde "Ramen" yemek isterdim :)) (yuhh dediğinizi duyar gibiyim)...

3-Sizi en çok etkileyen sinema sahnesi ya da sahneleri?
Çocukluğumda izlediğimden mi yoksa bilim kurgu filmleri sevdiğimden midir nedir "Yapay Zeka" bende çok şey bırakan bi filmdi hala unutamıyorum hatta şuan tekrar izleyesim geldi :))
Yapay Zeka - Artificial Intelligence: AI
Biyonik bi çocuğun gerçek bi çocuk olmak istemesi üzerine kurgulu bi film çok etkileyiciydi.
 
4-Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş, senden başka hiç kimse yok. Ne yaparsın?
Valla öncelikle Kız Kulesinin içinde bi gece konaklamak isterdim.Sonra "İstanbul park"ta son sürat  sınırsızca araba sürmek isterdim:)) Sonra şehirdeki bütün pastaları,kurabiyeleri,ramenleri  ve donat'ları eve stoklamak isterdim :))
 
 
 
5-Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler?
Son:Ezelin bitmesiyle içimde oluşan boşluğu doldurdu valla zaten aynı yönetmen çekiyo senaryo falan müthiş ...
Kuzey-Güney: Bihter'e yaptığı ihaneti hala unutmasamda ,sevdim ben kuzeyi ,sert görünüşündeki yaşanmamış çocukluğunu güzel ifade ediyo...
Adını Feriha Koydum: Sadece hande ve koray için izliyorum :)) Asıl aşk onlarınki bence :)
 
 
Ehh yeter sanırım :)) Daha pek popüler olmadığım için kimseyi mimlemicem :((( :)))))
 
***Zıpçıktı***
 
 


 

27 Şubat 2012 Pazartesi

Türk Yıldızları






Dün yine canım sıkıldı, insanlar sıkılınca gezmek ne biliyim eğlenmek ister bende tam tersi hiçbirşey yapmak istemem.Böle durumlarda kurtarıcım beğendiğim ve sevdiğim dizi yada filmleri tekrar izlemektir.Dünde zaten hayran olduğum "Türk Yıldızları" nın konu alındığı filmi izledim."Anadolu kartalları"nı ben çok beğendim içinde hem aksiyon, hem hırs, hemde sevgi vardı.Birde nebiliyim böle milliyetçi duygularınız kabarıyo izlerken,bir hayranlık hissediyorsunuz.Zaten bu filmden öncede biraz bilgim vardı "Solo Türk"e karşı ...
Çocukluğumdan beri "Pilot"luğa karşı aşırı bi sevgim var.Ama gel görki olmak o kadar da kolay değil nebiliyim birazda bazı mesleklerde cinsiyet ayrımı vardır ya ben hep erkeklere yakıştırırım bu mesleği,daha şimdiden küçük erkek yeğenime bu mesleği aşılamaya başladım :)) Ama bilgi,birikim,yetenekten ayrı bişey bu ben bu görevi üstlenen pilotların ayrı bir varlık olduğunu düşünüyorum.Örnek vermek gerekirse 80 kg. olan bir pilota, 5G kuvveti altında binen yük 400 kg. olmaktadır. Pozitif G kuvveti kanın vücudun baş tarafından alt kısımlarına doğru akışına sebep olarak beyne giden kan miktarının G kuvveti ile orantılı olarak azalmasına dolayısıyla görüşte daralma, görüşün tamamen kaybolması, hatta bayılmaya bile sebep olabilmektedir. Anti G-suit vücudun alt kısmını, yani bacaklar ve karın bölgesini G altında basınçlı hava ile şişirerek sıkar ve böylece kanın alt kısımlara toplanmasını önleyerek; pilotun G toleransına 1.5G'lik katkı sağlar.
Bu en basit bi örnek, aldıkları riskleri siz düşünün.İstanbul'da ikamet ettiğim için daha canlı olarak izlemek nasip olmadı.Şimdilik Trt'te yayınlarıyla ve videolarla idare ediyorum.Umarım en kısa zamanda onları canlı canlı izlemek nasip olur.Ayrıca ;


 Türk Yıldızları Niçin Özel?
Dünyada sekiz süpersonik uçakla gösteri yapan tek akrotim olduğu için,
24 Ağustos 2001 tarihinde Bakü/Azerbaycan’da gerçekleştirdikleri;bir milyondan fazla seyircinin izlediği gösterileri ile bu alanda bir rekora sahip oldukları için,
Türk Hava Kuvvetleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri adına Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen kurulan tek akrotim olduğu için,
ÇOK ÖZEL................ Onlarla ilgili detaylı bilgi için resmi web sitelerini takip edebilirsiniz.Şimdi onlardan muazzam görüntüler paylaşıcam ...





 
Ve birkaç da video ekledim ...



Allah'ım sizleri "KORUSUN"


***ZIPÇIKTI***




24 Şubat 2012 Cuma

Bugün Ne Giydim? (2)

                           Özge Ulusoy
Özge Ulusoy sevdiğim ve beğendiğim nadir mankenlerdendir.Fiziği olsun,tarzı olsun hayranlık duyduğum bi insan bugünde onun tarzını sunmak istedim sizlere ...





















Kaynak : Vogue

22 Şubat 2012 Çarşamba

Protect The Boss (Patronu Koru)



Artık her hâlde Kore'ye ve onla ilgili her şeye (film,müzik,dizi vb.) hayranlığımı anlamışsınızdır. Bende her boş vaktimde genelde "Kore dizisi" izlerim.
 Geçenlerde yine, canım sıkılmış boş boş takip ettiğim bloglara göz gezdiriyorum.
Baktım kore delisi adlı blogda arkadaş "Protect The Boss " adlı diziyi o kadar güzel anlatmış ki hemen izlemeliyim dedim,birde ne göreyim hayranı olduğum" jyj" üyesi "jea joong"da oynuyor,durur muyum hemen izlemeye başladım ve 18 bölümlük diziyi 3 günde bitirdim :)) Zaten Kore dizilerinin diğer güzel özelliği de bölüm sayılarının azlığı ve bizdeki gibi saçma sapan bir senaryoyu tam 3 sezon, izleyiciyi aptal yerine koya koya izletmiyolar.Sıkılmadan izliyosunuz.
 Uzun uzun konuyu anlatmayacağım "kore delisi" adlı blogger arkadaşım çok güzel anlatmış buradan okuya bilirsiniz :))


                                                           Yönetmen:Son Jung-Hyun
Senarist: Kwon Ki-Young
Yayın Kanalı: SBS
Bölüm Sayısı: 16
Yayın Tarihi: 3 Ağustos 2011
Yayın Günü: Çarşamba ve Perşembe 21:55
Dili: Korece
Ülke: Güney Kore

Oyuncular
Choi Gang-Hee - No Eun-Sul
Kim Jaejeong - Cha Moo-Won
Min Ji-hye - Seo Na-Yoon
 Cha Ji-Hun  -   Ji Sung        
İş bulmaya çalışan bir kadın (Choi Gang-Hee), sonunda bir sekreter olarak iş bulur. Sonra da yakışıklı patronuna aşık olur.
[Resim: protecttheboss.jpg]

Aslında dizeye sırf "JeaJoon"gun oyunculuğunu görmek için başlamıştım,ama "Cha Ji Hun" beni mest etti.
 Ben ilk defa başrolde kıvırcık saçlı bi koreli gördüm,ayrıca oyunculuğu falanda süper...
 Dizinin sonlarında sadece ona adapte olduğumu anladım ve sevdim ben bu çocuğu (şuan geçmişi arştırılmakta :))
 
[Resim: 20110720040908819.jpg]
Choi Gang-Hee - No Eun-Sul
Esas kızımız oluyor kendileri diğer dizlerdeki kızların aksine narin ve kırılgan değil gayet erkeksi, kız dizideki bütün erkekleri hırpaladı nerdeyse :)) En önemlisi patronu olan ve ileride aşık olduğu Cha Ji-Hun  -   Ji Sung        katlanabilen tek insandı.

[Resim: 20110720040908633.jpg]
Kim Jaejeong - Cha Moo-Won
Sesi gibi oyunculuğuda iyi diyemeyeceğim, çok soğuk ve ruhsuzdu :)) Ama bazı sahnelerde özellikle  Seo Na-Yoon la olan sahnelerinde çok güldüm.Bence biraz daha yolu var oyunculukta :)

[Resim: 20110720040926532.jpg]
Min Ji-hye - Seo Na-Yoon
Bu kızın oyunculuğunu çok beğeniyorum,
 ilk onu "God Of Study" adlı dizide müdüre olarak izlemiştim ve çok sevmiştim bu dizideki saf halleri onu bir kere daha sevmemi sağladı :))

Bence izlemeye değer bi dizi hemde kısa zaten :))

Kaynak : korea-fans

***Zıpçıktı***

20 Şubat 2012 Pazartesi

Recep İvediğin Fenomeni (Fiat Bis)






Aslında biz onu "recep ivedik"in arabası olarak tanıdık ve çooook sevdik.Birçok araba sever tarafından bilinsede bence ivedikten sonra daha çok rabet gördü en azından bayanlar bile biliyo artık onu...Omu kim ?O"fiat 126" nam-ı diğer "fiat bis" bende arabalara meraklı bi kızım ama genelde hep spor arabalarla ilgilenirim.
Geçen akşam abim internette biss'in resimlerine bakıyodu daha doğrusu araştırıyodu oda sevmiş olcakki almayı düşünüyo sanırım.Ama işin garibi meğer bu araba baya "fenomen"mişte haberim yokmuş.Allahım nasıl modifiyeler yaptırmışlar şaşırdım,arabanın maliyeti 2-4 bin arası ama admalar modifiyeyle 8 bine mal etmişler.Gerçekten renk renk ,çeşit çeşit bakmaya doyamadım.Sanırım ilk arabam bis olucak :))


Fiat 126 (Kısaca Fiat Bis) 1972 ile 1992 yılları arasında üretilen hava ve su soğutmalı olarak 2 motor seçeneği olan küçük bir fiat modelidir.

1972 yılında Bis, lk defa Torino Motor Show'da otomobil severlere sunuldu. O dönemde gazete yazarlarının büyük ilgisini çekti ve populer olacak araç olarak gösterdiler.
1973 yılında Britanya'da kendini yollarda göstermeye başladı.
1974 yılında yeni değişmelerle beraber bir lüks modeli üretilmeye başlandı. Motor hacmi 652 cc'ye çıkartıldı. 1 Hp daha güçlüydü. Koltukları diğerine göre daha konforluydu. Standart olarak da Sunroof bulunuyordu. Frenleri 170 mm'den 185 mm çapına çıkarıldı.
Bis'in 1980 yılında İtalya'da üretimini durdurdu. Bu zamana kadar İtalya'da 1,352,912 adet Bis üretmişti.
Bu donemden sonra Üretim Polonya'da sürdü. 1982'le 1992 yılında yine İtalya'dan Avustralya'ya sıçradı ve 897,000 araç ihracat yaptı.
Polonya 1985 yılında bütçeyi elden geçirerek 652 cc'lik daha yüksek sıkıştırma oranıyla 650 E üretimine geçti.
1987 Eylül'de hava soğutmalı Bis'in duyurusu yapıldı. Yine su ile soğutmalı Hachback modeli tanıtıldı.
1992 Yılında Bis üretimi durduruldu. Ve güzel bir çağın sonu oldu. Polonya 2000 yılına kadar 650 E, yani hava soğutmalının üretimine devam etti.