"Yüzü kızarmış kız "modunda yazıyorum bu mim'i , fiyuvfit fi tarihinde mim'lemiş beni, benim haberim olmamış.(Düşen her bir meteordan haberin var ama...)Tekbir kelimeyle anlatacağmışız bağ bağ ...
Tekbir kelimeyle anlatabileceğime pekbir ümidim yok ama,(Her türlü sınırlamaya "aduuukettt) ben onu "matruşka" ya benzetiyorum.(Bu arada matruşkalara bakınca aklıma Eurovizyondaki Rus teyzeler geldi :) "senle ilgisi yok tatlım takılma sen, hayal gücümün sıçırtkanlığı:)) Her konudaki farklı görüşleri,üslubu,şarkıları,isyanları,o güzelim pastaları yapan hamarat hâlleri (korkma kimseye almıcam) hayal dünyası, daha ne sayayım ki; tek kelimeyle onun mükemmel "terazi kadını" havasına bayılıyorum. Haricinde her ıslık çaldığımda ve duyduğumda aklıma gelmeside cabası...
Ne diyeyim ki; Kedi canını senin :))
Sağolsun sevgili "tembel agasshi" beni mim'lemiş.Mim'in konusu "beni bir kelimeyle anlat" gerçi kendisini kişisel olarak pek fazla tanımasamda, paylaşımlarından ve yorumlarından anladığım kadarıyla her konuya olan uzlaşmacı ve anlayışlı tavrıyla bana "hoşgörülü" bir insan izlenimi bıraktı.
"LYS" de çuvallamış,iftarda az yemesine rağmen mide ağrısı çeken , dün gece rüyasında "Necati Şaşmaz"ı görüp bi anlam veremeyen bir ruh haliyle oturuyorum şuan ...
Canım çok sıkılıyor youtube da saçma sapan bilinçsizce dolaşıyorum, K-Pop dinliyorum, sonrasında "IU ve Yoo Seung Ho" nun düetine rastlıyorum ve bloga koymaya karar veriyorum.
Yoo Seung Ho'yu ilk dizim olan "Muhteşem Kraliçe' de izlemiş ve oyunculuğuna tamam kendisinede hayran kalmıştım ,lakin 93'lü olduğunu öğrendiğimde baya şaşırmıştım.O zamandan bu yana hep takip ederim dizi ve filmlerini...
Ayrıca "So Ji Sub"a olan benzerliğide cabası :))
Bence ileride onun yerini alabilecek yetenekte bir oyuncu evet sonra koyacağım video'ya dek benim için sadece oyuncu yöne öndeydi ama oppa'mız gitmiş hanım kızımız "IU" ile düet yapmış ve sesiylede beğenimi kazandı.Lakin bunların arasında aşk dedikodusu da yok değil hani :))
Ve birde benim severek izlediğim dizisi "God Of Study" nin "OST" larından biri hemde T-ara dan Jiyeon seslendirmiş Ooo.....
Hey hey! Ben geldiiiiiiiiim! Şimdi siz "Oha be kızım hiç gelmeseydin" tarzı bir cümleyi içinizden geçirmişsinizdir bile. Ama inanın mazeretlerim vardı. Finaller, ödevler ve extra kredi ödevi gibi zımbırtılar yüzünden size vakit ayıramadım. Tabi bir de yaklaşık iki hafta süren bir "kendini ödüllendir" tatiline çıkınca bugüne kadar geciktim. Neyse bebekler gelin biraz dertleşelim.
Şu sıcak yaz günlerinde tembel sivri sinekler gibi oturduğum yerden kalkamaz haldeyim. Bir de bunun üzerine ev psikolojisi nedeniyle paçozluğun doruklarında geziniyorum şu sıralar. Kendimi kısaca özetleyecek olursam; üzerimde pembe şile bezi elbise, parmak arası terlikler ve özensiz topuzumla tamm manasıyla yazlıkçı teyzelere benziyorum (Not: Laf aramızda elbise çok rahat, yaz günlerinde tam ideal tabi ev için :D). Çok sevgili arkadaşım Zıpçıktı siteye modayla ilgili fazlaca katkıda bulunmuş ben yokken ama ben de azıcık bir şeyler attırıvereyim dedim. Şimdi siz "Kız evde bu halde geziyor bize ne önerecek diye düşünüyorsunuz ama ben daha ölmedim hanımlar :)).
Bu yazımda sizlere kendi kullandığım markaların bazı ürünlerinden bahsedeceğim. Kalite dendiğinde benim aklıma gelen ilk marka şüphesiz "İpekyol"dur. Ürünleri hem kaliteli hem de oldukça zariftir. Şahsen ben şifon gömleklerine, ceketlerine ve şapkalarına hayranım. Bu arada elbise modelleri ve rahatlığı da şahane efendim.
Topshop da favorilerim arasında yer alan markalardan biridir. Özellikle kumaşları son derece kalitelidir ve iddia ediyorum ki aldığınız bir Topshop ürününü yıllar boyu kullanabilirsiniz. İpekyol'un daha klasik ve sade çizgisine karşın Topshop daha spor ve cıvıltılıdır. Yani günlük hayatınızda Topshop ürünlerini rahatlıkla ve keyifle kullanabilirsiniz.
Topshop aynı zamanda abiye kıyafetler konusunda oldukça farklı ve etkileyici bir tarza sahip.
Eğer iş kadınıysanız, genel olarak resmi giyinmeniz gerekiyorsa veya abiye kıyafetlerde farklılık arıyorsanız klasik giyimin tabularını Park Bravo ile yıkabilirsiniz. (Bende kışlık bir ceketi var ve abartısız bir okul hasta oldu!). Farklı stil, renk ve tarzlarıyla sıkıcı klasik abiye kıyafetleri Park Bravo çekiciliği ile renklendirebilirsiniz.
Evet kuzucuklar bugünlük benden bu kadar... Her zaman şıklık sizinle olsun ve girdiğiniz yerde ilk farkedilen siz olun. Tabi ki parfümsüz bu kıyafetler eksik kalır. Parfüm kokunuz hiç uçmasın der ve huzurlarınızdan ayrılırım.
Bir "mim"le daha karşınızdayım, bu "mim"i cevaplamama vesile olan " tembel agasshi" ye teşekkür edip direk mim'e geçmek istiyorum.
Mim'in konusu günlük hayatta ve içimizde oluşturduğumuz takıntılar; pek fazla yok benim sanırım aklıma gelenleri yazacağım bakalım nelermiş ;
***_Benim çocukluğum'dan beri "Ambulans"lara karşı bi takıntım var,sanki içi kabirmiş gibi geliyor, giren çıkamıyacakmış gibi, umarım hiçbir zaman girmek nasip olmaz :) ***_Birde benimle aynı parfüme sahip olan insanla yan yana duramama gibi bir takıntım var :) Bir insanın benim gibi kokması tuhafıma gidiyor :) ***_Sonracığıma düzen takıntım var ki bu biraz hastalık boyutunda , mesela koltuğun üzerindeki minderin yan yatması ya da yerde durması sinirlerimi hoplatıyo, hele ki yeğenlerim geldiğinde mutlaka evde bir kıyamet kopuyor, birde yatağımın üzerine çıkılması ahhhh :)) ***_Belkide en büyük takıntım ergen ya da yaşıtlarımın ellerinde telefonlarıyla(yaşam üniteleriyle) sürekli mesajlaşma halleri, allhım al o telefonu sok böle ağızlarının içine,o yazdıkları kelimeler harfler halinde başlarının üzerinde dönsün.O derece hassasım ve acayip sinir oluyorum, ara güzel güzel konuş bide tek muhabbet "erkekler" başka mühim mes'eleleri yok yani; aloooo "öym" ler kaldırılıyo haberin varmı desem ne " ösym" der o biçimde bi haberler dünyadan neyse ... ***_Ve bu senede "kore dizi" leri gibi bi takıntım başladı off ki ne off onlarla yatıp onlarla kalkıyorum, belkide bir nevi "türk dizi ve filmlerini" protesto ediyorum :)) ***_ve seon olarak malesef "oje" yeme gibi bir takıntım var, o yüzden hiç sürmüyorum zaten pekte sevmiyorum ...
Demiştim fazla yok diye bak hemencik bitti ...
Evet başlıkta da belirttiğim gibi kısa bir süreliğine yokum malesef, 20 günlüğüne bir "Kastamonu" gezim olucak ve maalesef internet bağlantısı olmayan bir yerde olacağım için blogumla pek ilgilenemeyeceğim.Yarın akşam yola çıkıcam ve sanırım ramazana burda oluyorum,aklım sizlerde,film ve dizilerim de birde kitap çekilişlerimde olucak inş internete girilebilecek bi cafe bulurum :))neyse efendim kısa süreliğine hoşçakalın ,iyi tatiller herkese ...
Geçenlerde bu sefer eminim "Küçük filozof " un blogunda görüp mazoşist yanımı çeken bir film ile karşılaştım ve en mutlu anımda izleyip ağlamaya karar verdim.Ve dün gece izleme cesaretini gösterdim ve izledim.Başlıkta da belirttiğim o üç kelime kaldı zihnimde ; "Hiro - Gökyüzü ve 24 aralık" izlemeyenlere saçma gelecektir eminim ...
Genel olarak düşüncem bende güzel bir izlenim bıraktığı; öncelikle konu hızlı ilerledi bunu hem sevdim hemde bi bölüm ki; oda kızın(Mika) hamile kalma olayıydı, ben çok psikolojiye meraklı bir insan olarak ve okuduğum onca kitaba hitaben, lise çağındaki bireylerin hamilelik dönemini hiçte hoş ve sağlıklı karşılamadıklarına eminim, hele ki erkeğin "babalık" rütbesine kolay adapte olamamasına %100 eminim ama; filmde öle bir sevinç vardı ki çiftimiz arasında, sanki yıllardır bu anı bekliyorlarmış gibi :)) tabi daha sonra filmin dönüm noktalarından biri olacak sahne için zemin olduğunu anladım o başka ....
Yani filmde başka eleştirisel bi sahne pek hatırlamıyorum tabi sonlara doğru yavaş yavaş dramatikleşti film,özellikle "hiro ve mika" nın kendi aralarında yaptıkları nikah sahnesinde; hiro'nun "Ölmek istemiyorum" diye ağlayışı beni bitirdi.Çünkü; dünya da tek çaresizlik o sanırım ölümünü erteleyebilmek .... :(((
Bundan sonrasını resimlere bırakıyorum ve izlenesi bir film diyorum.
Dipnot:Resimler "küçük filozof " adlı arkadaşımızın blogundan alıntıdır...
Hanna, Koreli popüler şarkıcı Amy için dudak senkronizasyonu yapan vokalistdir.Gizli aşkı Sang-ju'nun Amy'ye onu aşağılayıcı sözlerini duyana kadar o fiziksel görünüşünü daima gözardı etmiştir.Artık .Hanna yaşadığı yıkımın ardından 100 kiloluk bedenini değiştirmeye karar verir.Geçirdiği bir dizi estetik operasyon ile yepyeni bir görünüşe kavuşur.Sahte bir kimlikle yeniden Sang-ju'nun karşısına çıkar.Ancak bu baş döndüren güzelliği ile Sang-ju'nun kalbini kazanabilecek midir?
Sonunda biten sınavlarım sayesinde; uzun zamandır takip ettiğim film,dizi ve kitap önerilerini faaliyete geçirmeye karar verdim ve "Asya Tutku"nun önermiş olduğu 200 pounds beauty" adlı kore yapımı filmi izlemeye karar verdim.Aslında gayet klişeydi senaryosu, ama kore yapımı olduğundan bir şans vermek istedim. Hanna, şişman ama mükemmel bir sese sahip kızımız ve esas oğlanımızda (Sanh ji) hanna'nın sesinden faydalanarak "Amy denen yosmayı ünlü yapan organizatör (sanırım öle bişi)ve tabiki Hanna'mız da ona aşık ümitsizce...! (şişmanya sevilemez)
Kısaca konu bu, gelelim benim düşünceme; zaten oldum olası bu çirkin,kilolu bayanların bir süre sonra sırf esas oğlanımızı ayartmak için binbir çeşit hileyle güzelleşme çabasına kıl oluyorum.(eşşeğe altın semer misali) Hayır konu sevgi,aşk ama önemli olan yada bize verilen mesaj sadece görsellik yada şehvet... Bu filmde de aynen böle oldu; amy adlı yosma kızın sesini kullanarak dansçılıktan şarkıcılığa terfi oluyor ama hala onu çekemiyor ve onu şişmanlığıyla ve kendi bulduğu bir yöntemle aşağılıyor, asıl işte ben ondan sonra koptum, normalde bu durumda esas oğlanımız kızı korur ya da sahip çıkar ya bunda öle olmadı ya da öle yansıtılmadı. Yukardaki sahneden sonra hanna'mız tabiki ortamı terketti.Ondan sonra "Amy ve Sang ji" arasında geçen ve hanna'nında duyduğu ve filmin dönüm noktası olan bir repliği aynen yazıyorum.
-Sang ji :Ondan hoşlandığımı mı sanıyorsun?
-Nasıl biri olduğu ona hatırlatmak zorunda değilsin.(Rasimdeki sahneye hitaben)
-Kendi haline bırak onu.
-Bize geldiği için minnettar olmalısın.
-Niçin ağlıyorsun.Niçin?(amy sürtüğüde o halde hale kızı kıskanıyo)
-Ağlaması gereken kişi Hanna.( hadi ya )
-O yetenekli, ama çirkin ve şişman.
-Sen yeteneksizsin, ama çok güzel ve seksisin.(klişe erkek algısı)
-O senin için yaşıyor ve söylüyor.
-Dinle.Onu kullanıyoruz sadece(bunları sölerken tuvalette hanna onları dinliyor ve ağlıyor.)
-Anladın mı? nazik ol ona,eğer çekip giderse herşey biter.
Allah'ım yazarken bile sinirlerim bozuldu.Bu kadar lafı duyduktan sonra tabi kızımız gitti cirlop oldu ama -işte bu nokta beni delirtiyor - hala adama aşık ...Allah'ım bu kadar da mal olunmaz ki hem zayıfla ,hem yeniden aşık etmeye çalış, niye çünkü seni aşağıladı :)) Aslında filmi değil ; hayattaki bu algıyı eleştiriyorum -hayır ortada bir aşkta yoktu yani Hanna ortadan kaybolunca adam biraz vicdan yaptı falan o , o kadar yani sonra ki taş haline tabi ki vuruldu sonu da vasattı, dedim belki bir yanıltma falan olur -yok olmadı iyice sinirlendim.Yani kısaca saçma bir filmdi romantik-komedi yazmışlar ama ben gülünecek bir sahne görmedim ayrıca romantikte değil de gayet "sığ" bir filmdi -tek güzel şey oyunculuklarıydı.- he izlemeyin demiyorum ama fazla beklenti içine girmeyin :))
Birde filmden sonra şu söz geldi aklıma; " Seni seveni mi sevmelisin yoksa sevdiğini mi?
Bence seveni olmalı; çünkü: seni sevmeyene afedersin altın sıçsan yaranamazsın :)) filmden nereye geldik ya neyse uykum geldi zaten hay de ben yatmaya ...